Necip Fazıl Üstadın 1965 Yılında yazdığı Bir Şiir...
ŞİFA
İhtilâle Selâm...
Nevmitliği istismar...
Örfi idare zırhı...
Nazik bölge tabiyesi...
Ürkütme metodu...
Plân gösterisi...
Oyalama ve kanunla oy avlama...
Lâfta liberal...
İktisadî çöküntü...
Toprak reformu çıkmazı...
İstifa tehdidi....
Kıbrıs bozgunu...
Amerika dramı...
Sovyet Rusya komedisi...
Istırap, ıstırap, sonsuz ıstırap...
Şimdiye kadar rahatça çözmüş olmanız gereken şifreyi, her cümlenin başındaki büyük majiskül harfleri yukarıdan aşağıya okursanız bir anda halledersiniz.
Bakisi ve millî bakiyesi, ıstırap, ıstırap, sonsuz ıstırap...
16.1.1965
(Necip Fazıl Kısakürek - Çerçeve 3)
necip fazıl kısakürek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
necip fazıl kısakürek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Ocak 2010 Perşembe
12 Ocak 2010 Salı
Sahte Kahramanlar
SAHTE KAHRAMANLAR
1960’lı yıllar, Üstad’ın “Sahte Kahramanlar” konferansı ile Türkiye’yi salladığı yıllar.
İşte bu “Sahte Kahramanlar” dolayısıyla Ankara’ya gittiği zaman, devrin başbakanı bir adamını göndermiş Üstad’a adamın getirdiği mesaj şu:
—Muhterem Üstadım, sayın başbakanımızın size çok selamları var.
-Aleyküm Selam, ne diyor?
—Sahte kahramanlar konferansında kendilerinden söz edilmemesini istiyorlar.
Başbakanın adamının sözü bitince şöyle gürlemiş Üstad:
—Var git söyle ona, sahte kahraman olmak da bir seviye işidir. Onda bu seviye de yok, merak etmesin bahsetmeyeceğim.
1960’lı yıllar, Üstad’ın “Sahte Kahramanlar” konferansı ile Türkiye’yi salladığı yıllar.
İşte bu “Sahte Kahramanlar” dolayısıyla Ankara’ya gittiği zaman, devrin başbakanı bir adamını göndermiş Üstad’a adamın getirdiği mesaj şu:
—Muhterem Üstadım, sayın başbakanımızın size çok selamları var.
-Aleyküm Selam, ne diyor?
—Sahte kahramanlar konferansında kendilerinden söz edilmemesini istiyorlar.
Başbakanın adamının sözü bitince şöyle gürlemiş Üstad:
—Var git söyle ona, sahte kahraman olmak da bir seviye işidir. Onda bu seviye de yok, merak etmesin bahsetmeyeceğim.
Etiketler:
HAYAT,
n-f-k,
necip fazıl,
necip fazıl kısakürek,
sahte kahramanlar
20 Aralık 2009 Pazar
Yeni Nesil
Kadıköyü vapurunun hususî mevkiinde iki genç kız ve bir delikanlı... Bu mahlûklar zahirde, en hurda teferruat ve en sağlam bütün halinde yüzde yüz Amerikalı... Ne nisbette, biliyor musunuz? Taklit ettikleri, eğer tavus kuşu kadar muğlâk ve mufassal bir şey olsaydı, hiç bir tavus kuşu bunların meselâ saksağan olduğunu karşıdan, farkedemezdi.
Rahat rahat konuşuyorlar:
— Amma yaptın ha, ne kadar (sili)!..
— Sen onu affetmişsin! (Çarming)!
— (Dat iz) çok doğru, (bikoz!)...
-(Bikoz)?..
— (Bikozit iz) malûm..
— Ne derseniz deyin! (Ay em veri, veri) mes’ut...
İbretle haykırıyorum: Dillerindeki kusturucu özentiyi bir tarafa bırakalım! Fakat bu ne müthiş taklit dehası!.. Potinlerinin burnundan, kumaşlarının renginden, elbiselerinin kırışıklık veya ütüsüzlüklerinden; tırnaklarının ucuna, dudaklarının kenarına, bakışlarının zaviyesine veya kayıtsızlığına kadar her şey tamam... Sahte para basan kalpazanlar bile hiç olmazsa küçük, minik, ufak bir fark bırakır. Yabancı şahsiyetlerin derisinde yaşamak sevdası adına en mahrem teferruat unsuruna kadar sindirilmiş, sonra tek toplama hatası yapmadan terkip halinde benimsenmiş korkunç ifade!..
Kaytan bıyıklı delikanlı, (Alan Led) i kıskandıracak bir bezginlik edasıyle soruyor:
— Mehtap var; yarın gece gel de asfalta çıkalım!
Ve genç kız (Rita Hayvort) a taş çıkartacak bir mizaç havası içinde cevap veriyor:
— Bilirsin ki ben, (Munlayt)ları hiç sevmem!
Bir asırdır, her an biraz daha tepetaklak, teftişsiz ve murakabesiz taklit ede ede, ters tarafından o ihtisas rütbesine ulaştık ki başkasının on asırda olması ve bizim on saniyede oldurmamız artık işten bile değildir. Hey gidi, yarım asırlık (Azyade), çeyrek asırlık (Karl Marks) nesillerinin parmağını ısırtan yeni (Missuri) nesli! Gel seninle Amerikaya gidip kendimizi kavuklu ve cüppeli insanların torunları diye takdim ettikten sonra bu marifetimizle sahnelere çıkalım; kahkahadan sinirlerinde mecal ve eğlenceden ceplerinde dolar kalmayacaktır.
23 Ocak 1948
NFK
Çerçeve 2’den
Rahat rahat konuşuyorlar:
— Amma yaptın ha, ne kadar (sili)!..
— Sen onu affetmişsin! (Çarming)!
— (Dat iz) çok doğru, (bikoz!)...
-(Bikoz)?..
— (Bikozit iz) malûm..
— Ne derseniz deyin! (Ay em veri, veri) mes’ut...
İbretle haykırıyorum: Dillerindeki kusturucu özentiyi bir tarafa bırakalım! Fakat bu ne müthiş taklit dehası!.. Potinlerinin burnundan, kumaşlarının renginden, elbiselerinin kırışıklık veya ütüsüzlüklerinden; tırnaklarının ucuna, dudaklarının kenarına, bakışlarının zaviyesine veya kayıtsızlığına kadar her şey tamam... Sahte para basan kalpazanlar bile hiç olmazsa küçük, minik, ufak bir fark bırakır. Yabancı şahsiyetlerin derisinde yaşamak sevdası adına en mahrem teferruat unsuruna kadar sindirilmiş, sonra tek toplama hatası yapmadan terkip halinde benimsenmiş korkunç ifade!..
Kaytan bıyıklı delikanlı, (Alan Led) i kıskandıracak bir bezginlik edasıyle soruyor:
— Mehtap var; yarın gece gel de asfalta çıkalım!
Ve genç kız (Rita Hayvort) a taş çıkartacak bir mizaç havası içinde cevap veriyor:
— Bilirsin ki ben, (Munlayt)ları hiç sevmem!
Bir asırdır, her an biraz daha tepetaklak, teftişsiz ve murakabesiz taklit ede ede, ters tarafından o ihtisas rütbesine ulaştık ki başkasının on asırda olması ve bizim on saniyede oldurmamız artık işten bile değildir. Hey gidi, yarım asırlık (Azyade), çeyrek asırlık (Karl Marks) nesillerinin parmağını ısırtan yeni (Missuri) nesli! Gel seninle Amerikaya gidip kendimizi kavuklu ve cüppeli insanların torunları diye takdim ettikten sonra bu marifetimizle sahnelere çıkalım; kahkahadan sinirlerinde mecal ve eğlenceden ceplerinde dolar kalmayacaktır.
23 Ocak 1948
NFK
Çerçeve 2’den
Etiketler:
HAYAT,
n-f-k,
necip fazıl,
necip fazıl kısakürek,
nfk
Türk Papazı
Olmuş bir hadiseden
Ankara... Yenişehir... On altı yaşında bir çocuk...
On senedenberı Yenişehirden çıkmamış... Bir gün bu çocuk, kimbilir nasıl bir tesadüfle, sarıklı bir hocaya rastgeliyor. Hayretle soruyor: \ -Bu da ne?
Sarıklı hocanın ne olduğunu anlatıyorlar. Daha büyük bir hayretle bağırıyor.
-Demek bu Türk papazı!
Biz de onun gibi şaşırmayalım! Çocuk on seneden-beri Yenişehirden çıkmamış, orada cami yok... Sarıklıların serbestçe dolaştıkları günlerde bile ummam ki Yenişehirde gezenleri, tozanları bulunsun. Çocuğun mazereti burada bitiyor. Fakat hani aile, hatıra, muallim, hafıza, arkadaş, kitap?
Ya papazı nereden biliyor?
Bir zamanların medresesi kadar kuvvetli sinema perdesini unutuyor musunuz?
Bu çocuk, inkılabın, bellibaşlı maddeler yıktığı, bellibaşlı maddeler diktiği kıymetler arasında, kendi kendisine türemiş nebati bir hayat mümessilidir. Onca gizli kalan da imam değil, inkılaptır. İmama müsbet, yahut menfi gözle bakan hiç kimse, bu ilk gençlik çağındaki yeni mahsulü benimseyemez.
13 Şubat 1939
NFK
Çerçeve 1'den
Ankara... Yenişehir... On altı yaşında bir çocuk...
On senedenberı Yenişehirden çıkmamış... Bir gün bu çocuk, kimbilir nasıl bir tesadüfle, sarıklı bir hocaya rastgeliyor. Hayretle soruyor: \ -Bu da ne?
Sarıklı hocanın ne olduğunu anlatıyorlar. Daha büyük bir hayretle bağırıyor.
-Demek bu Türk papazı!
Biz de onun gibi şaşırmayalım! Çocuk on seneden-beri Yenişehirden çıkmamış, orada cami yok... Sarıklıların serbestçe dolaştıkları günlerde bile ummam ki Yenişehirde gezenleri, tozanları bulunsun. Çocuğun mazereti burada bitiyor. Fakat hani aile, hatıra, muallim, hafıza, arkadaş, kitap?
Ya papazı nereden biliyor?
Bir zamanların medresesi kadar kuvvetli sinema perdesini unutuyor musunuz?
Bu çocuk, inkılabın, bellibaşlı maddeler yıktığı, bellibaşlı maddeler diktiği kıymetler arasında, kendi kendisine türemiş nebati bir hayat mümessilidir. Onca gizli kalan da imam değil, inkılaptır. İmama müsbet, yahut menfi gözle bakan hiç kimse, bu ilk gençlik çağındaki yeni mahsulü benimseyemez.
13 Şubat 1939
NFK
Çerçeve 1'den
Etiketler:
HAYAT,
n-f-k,
necip fazıl,
necip fazıl kısakürek,
nfk
11 Aralık 2009 Cuma
Göz Ve Edep
Gözler, vapurların alt kamaralarındaki yuvarlak camlara vuran deniz suyu gibi çakır... Süzülmüş bal gibi elâ... Çivit gibi mavi... Siyah kehribar gibi kara... Bu gözlerden biriyle bakar.... Onu, gümüş mecidiye büyüklüğünde açar ve karşısındakine diker, zavallı karşısındaki.... Öfkelenir, sinirlenir, ezilir, büzülür, fakat ağzını açıp da bir şey söyleyemez. Ne desin yâni? Ne dese cevabı hazırdır:
- Göze yasak mı var?
Yanından bir kadın geçerken, teftiş gören asker gibi, başiyle 180 derecelik bir daire çizer ve kadının topuklarından saçlarına kadar, gözlerini sokmadığı nokta bırakmaz. Zavallı kadın... Eğer bu hâlden ürperecek kadar nadirleşen soydansa, ne yapsın yâni?.. Dönüp de bu küstaha iki tokat mı atsın?
Göze yasak olur mu hiç?
Evinize misafir gelir; kâğıt duvarlardaki tahtakurusu yuvalarının müphem) lekelerine kadar gözüyle her deliğe girer. /
Hülâsa bakar; her şeye hiçbir manevî yasak tanımadan bakar, bakar oğlu bakar. Bilmem hangi makama geçerseniz yüzünüze, bir türlü, hapishaneye tıkılmak üzere takip edilirseniz, başka bir türlü bakar. Hele mümkün olsa da birini ameliyat masasında, teneşirde, idam sehpasında seyredebilse...
Hep aynı mazeret: Göze yasak olmaz!
Halbuki zahirde müeyyidesiz görünmesine rağmen, en büyük, en ince, en güzel yasak budur: Göz yasağı!..
Geçmişten kalma bir sözdür ki, «Eğer haya etmezsen dilediğini yapmakta serbestsin!»
Göz yasağını ve ona bağlı edep ve haya duygusunu anlayabilmek, derin bir terbiye ve irfan işidir...
11 Haziran 1952
NFK
İstanbul’a Hasret Kitabından
- Göze yasak mı var?
Yanından bir kadın geçerken, teftiş gören asker gibi, başiyle 180 derecelik bir daire çizer ve kadının topuklarından saçlarına kadar, gözlerini sokmadığı nokta bırakmaz. Zavallı kadın... Eğer bu hâlden ürperecek kadar nadirleşen soydansa, ne yapsın yâni?.. Dönüp de bu küstaha iki tokat mı atsın?
Göze yasak olur mu hiç?
Evinize misafir gelir; kâğıt duvarlardaki tahtakurusu yuvalarının müphem) lekelerine kadar gözüyle her deliğe girer. /
Hülâsa bakar; her şeye hiçbir manevî yasak tanımadan bakar, bakar oğlu bakar. Bilmem hangi makama geçerseniz yüzünüze, bir türlü, hapishaneye tıkılmak üzere takip edilirseniz, başka bir türlü bakar. Hele mümkün olsa da birini ameliyat masasında, teneşirde, idam sehpasında seyredebilse...
Hep aynı mazeret: Göze yasak olmaz!
Halbuki zahirde müeyyidesiz görünmesine rağmen, en büyük, en ince, en güzel yasak budur: Göz yasağı!..
Geçmişten kalma bir sözdür ki, «Eğer haya etmezsen dilediğini yapmakta serbestsin!»
Göz yasağını ve ona bağlı edep ve haya duygusunu anlayabilmek, derin bir terbiye ve irfan işidir...
11 Haziran 1952
NFK
İstanbul’a Hasret Kitabından
Etiketler:
HAYAT,
n-f-k,
necip fazıl,
necip fazıl kısakürek,
nfk
9 Aralık 2009 Çarşamba
ALLAH DERİM
ALLAH DERİM
Sırtımda taşınmaz yükü göklerin;
Herkes koşar, zıplar, ben yürüyemem!
İsterseniz hayat aşını verin;
Sayılı nimetler bal olsa yemem!
Ey akıl, nasıl da delinmez küfen?
Ebedî oluşun urbası kefen!
Kursa da boşluğa asma köprü, fen,
Allah derim, başka hiçbir şey demem!
Sırtımda taşınmaz yükü göklerin;
Herkes koşar, zıplar, ben yürüyemem!
İsterseniz hayat aşını verin;
Sayılı nimetler bal olsa yemem!
Ey akıl, nasıl da delinmez küfen?
Ebedî oluşun urbası kefen!
Kursa da boşluğa asma köprü, fen,
Allah derim, başka hiçbir şey demem!
(1973)
NFK
Etiketler:
Allah derim,
HAYAT,
necip fazıl,
necip fazıl kısakürek,
nfk
isimlerimiz
Bize soyadı alın dediler. Hepimiz (er)li, (soy)lu, (ak)lı, (öz)lü, (tan)lı, (tok)lu, (ay)lı, (Kök)lü, (kurt)lu, (man)lı, (ok)lu isimler aldık. Ne bu facia? Bize soyadı mı takının dediler, yoksa kendinizi övecek vasıflar mı?
Takma soyadlarımız içinde bana; tevazuu, hassasiyeti, mizacı, rengi, çizgisi, sesi olan yüz isim sayabilir misiniz? Benden size, bütün bu kıymetlerin aksini temsil etmek üzere milyonlarcası... Hele böbürlenme mevzuunda milyonlarcası...
Yolunuz Beyoğlundan, bilhassa Talimhane adasından geçerken lütfen apartıman isimlerine göz atarak yürüyün! (Palas)lı, (inci)li, (yakut)lu, (şık)lı, (asuman)lı (koket)li bir demet... Bunların içinde (sev beni, öp beni, al beni!) tarzında emir verenleri bile var...
Bana bu cinsten isim taşıyan bir apartımanda bedava daire verseler oturmıyacağıma inanır mısınız?
Dükkan, yazıhane, müessese, sinema, bar, tiyatro, müstahzar, kitap, çikolata isimlerine kadar aynı şey...
Dünyanın acaba hangi köşesinde karamelaya (Yeni Hayat) ismi verildiğini duydunuz? Demek ki filozofu, şairi, siyasisi, alimi, inkılapçısı, bütün dünya entelllektüellerinin arayıp da bulamadığı cevheri bu karamelacı bulmuş!
7 Haziran 1939
NFK
Çerçeve 1’den
Takma soyadlarımız içinde bana; tevazuu, hassasiyeti, mizacı, rengi, çizgisi, sesi olan yüz isim sayabilir misiniz? Benden size, bütün bu kıymetlerin aksini temsil etmek üzere milyonlarcası... Hele böbürlenme mevzuunda milyonlarcası...
Yolunuz Beyoğlundan, bilhassa Talimhane adasından geçerken lütfen apartıman isimlerine göz atarak yürüyün! (Palas)lı, (inci)li, (yakut)lu, (şık)lı, (asuman)lı (koket)li bir demet... Bunların içinde (sev beni, öp beni, al beni!) tarzında emir verenleri bile var...
Bana bu cinsten isim taşıyan bir apartımanda bedava daire verseler oturmıyacağıma inanır mısınız?
Dükkan, yazıhane, müessese, sinema, bar, tiyatro, müstahzar, kitap, çikolata isimlerine kadar aynı şey...
Dünyanın acaba hangi köşesinde karamelaya (Yeni Hayat) ismi verildiğini duydunuz? Demek ki filozofu, şairi, siyasisi, alimi, inkılapçısı, bütün dünya entelllektüellerinin arayıp da bulamadığı cevheri bu karamelacı bulmuş!
7 Haziran 1939
NFK
Çerçeve 1’den
Etiketler:
HAYAT,
n-f-k,
necip fazıl,
necip fazıl kısakürek,
nfk
17 Kasım 2009 Salı
İnönü'ye Sesleniş
“Ey devletlû, şevketlû, heybetlû, haşmetlû, kudretlû tacidar hazretleri!”
“Ey, uçsuz bucaksız adem ve zulmet diyarının canlı firavunu! Sen bir vücûd değil, bir (espri), bir hâlet, bir keyfiyet, bir ruh çizgisisin; ve memleketimizde hükmeden bir zümrenin teker teker ruhlarına hükmetmektesin! Bizi çoluk çocuk, genç ve ihtiyar, kadın ve erkek peşine takmış, dilediğin istikamete sürüklemektesin! Emrediyorsun; on bin kişi kuru ekmek bulamıyor ve on tüccar kâğıt paralarını çeki taşıyla tartıyor!
Emrediyorsun; yalnız rakı sarfiyatı ayda 800 tona çıkıyor ve yüz binlerce kişi kaldırımlar üstüne ciğerlerini kusuyor! Emrediyorsun; hayır cemiyetlerinin oynattığı kumarlardaki (kanyot) paraları “Etyemez” semtinin yarım asırlık bütçesini aşıyor. Suiistimal, rüşvet, iltimas, ihtikâr, ihtilâs, vurgunculuk, soygunculuk, inkâr, ihanet, hıyanet, cinayet, fuhuş, hastalık, riya, iftira, alkış, an sadık ev en gözde nazırların... Bunlardan bir tanesi vazifesinde kazara küçük bir ihmal gösterse, derhal öbürleri tarafından sana jurnal edileceğini ve bizzat kendilerinin bile yanlarında münezzeh kalacağı işkenceciler ellerinde inim inim inletileceğini bilir; ve gününü gün etmek için sana kul köle olmaktan başka hiçbir çıkar yol olmadığını pek güzel hesap eder. Kurduğun jurnal ve casusluk şebekesi, havalardaki radyo mevceleri manzumesinden daha girift ve korkunçtur. Korkmuş palamut fiyatına kiraladığın vicdanlar önünde, anne oğlundan ve baba kızından emin değildir.
Bütün bunları bir tarafa bırakalım ve haklarında hiçbir şikâyet sesi çıkarmayalım! Yalnız bize çok giran gelen bir nokta var; sadece o husustaki şikâyetimizi dinle ve bize çalımet!
Senden rica ediyor, istirham ediyor, niyaz ediyoruz! Hesab gününe kadar elinden ne gelirse yap, bizi nasıl payûmal ve tarumar edersen et! Bütün bunlar senin tabiî fiilin ve yolundur. Her şeyi yap, yalnız senin zuhurundan beri hayret ve dehşetten çatlattığın şeytan aşkına, seni tenkit edenlere saltanatçı damgasını vurmaya kalkışma! Yahu, bu kadarı nasıl olur; sen dururken bütün zulüm ve ceberruttiyle saltanatçı olmak kimin haddidir?”
(Borazan, sayı 3 - 1947)
NFK
“Ey, uçsuz bucaksız adem ve zulmet diyarının canlı firavunu! Sen bir vücûd değil, bir (espri), bir hâlet, bir keyfiyet, bir ruh çizgisisin; ve memleketimizde hükmeden bir zümrenin teker teker ruhlarına hükmetmektesin! Bizi çoluk çocuk, genç ve ihtiyar, kadın ve erkek peşine takmış, dilediğin istikamete sürüklemektesin! Emrediyorsun; on bin kişi kuru ekmek bulamıyor ve on tüccar kâğıt paralarını çeki taşıyla tartıyor!
Emrediyorsun; yalnız rakı sarfiyatı ayda 800 tona çıkıyor ve yüz binlerce kişi kaldırımlar üstüne ciğerlerini kusuyor! Emrediyorsun; hayır cemiyetlerinin oynattığı kumarlardaki (kanyot) paraları “Etyemez” semtinin yarım asırlık bütçesini aşıyor. Suiistimal, rüşvet, iltimas, ihtikâr, ihtilâs, vurgunculuk, soygunculuk, inkâr, ihanet, hıyanet, cinayet, fuhuş, hastalık, riya, iftira, alkış, an sadık ev en gözde nazırların... Bunlardan bir tanesi vazifesinde kazara küçük bir ihmal gösterse, derhal öbürleri tarafından sana jurnal edileceğini ve bizzat kendilerinin bile yanlarında münezzeh kalacağı işkenceciler ellerinde inim inim inletileceğini bilir; ve gününü gün etmek için sana kul köle olmaktan başka hiçbir çıkar yol olmadığını pek güzel hesap eder. Kurduğun jurnal ve casusluk şebekesi, havalardaki radyo mevceleri manzumesinden daha girift ve korkunçtur. Korkmuş palamut fiyatına kiraladığın vicdanlar önünde, anne oğlundan ve baba kızından emin değildir.
Bütün bunları bir tarafa bırakalım ve haklarında hiçbir şikâyet sesi çıkarmayalım! Yalnız bize çok giran gelen bir nokta var; sadece o husustaki şikâyetimizi dinle ve bize çalımet!
Senden rica ediyor, istirham ediyor, niyaz ediyoruz! Hesab gününe kadar elinden ne gelirse yap, bizi nasıl payûmal ve tarumar edersen et! Bütün bunlar senin tabiî fiilin ve yolundur. Her şeyi yap, yalnız senin zuhurundan beri hayret ve dehşetten çatlattığın şeytan aşkına, seni tenkit edenlere saltanatçı damgasını vurmaya kalkışma! Yahu, bu kadarı nasıl olur; sen dururken bütün zulüm ve ceberruttiyle saltanatçı olmak kimin haddidir?”
(Borazan, sayı 3 - 1947)
NFK
Etiketler:
HAYAT,
inönüye sesleniş,
ismet inönü,
necip fazıl,
necip fazıl kısakürek
6 Kasım 2009 Cuma
Üstad Necip Fazıldan İnciler...
S.A.
Üstad'dan Aşk (N. Fazıl'dan)
Tam otuz yıl saatim işlemiş be durmuşum, gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.
Diyorlar Bana, kalsın şiirde sözde yerde , Sen araştır, göklere çıkan merdiven nerde.
Anladım işi; San'at ALLAH'ı aramakmış, Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.
Zehirle pişmiş aşı yemeye kimler gelir? Dilsizce, yalnız ALLAH (C.C.) demeye kimler gelir?
Seni aramam için beni uzağa attın, Alemi benim, beni Kendin için yarattın.
Tel tel iplik iplikte dikseler ağzımı, Tek ses duysalar; ALLAH (C.C.) yoklayanlar nabzımı.
Tutuşturanlar, lûgat kitabını elime, Bilsin; ALLAH'tan (C.C.) başka bilmiyorum kelime.
Ellerime uzanan dudakları tepeyim, ALLAH (C.C.) diyen gel seni ayağından öpeyim.
Ne var ki pazarlığa girişecek ecelle, sermayem tek kelime ALLAH (C.C.) Azze ve Celle.
Güzel ALLAH'ım (C.C.), Senden ne gelecekse gelsin, Sen ki Rahmetinle de Kahrınla da güzelsin.
Neye yaklaşsam, sonu uzaklık ve kırgınlık, Anlaki yok ALLAH'tan (C.C.) başkasıyla yakınlık.
Kudret O'nun, gayrında ne mecal var ne tüvan, Alim ilmine yansın, pazusuna pehlivan.
Rabbim, Rabbim, bu işin bildim neymiş türkçesi, Senin aşkın ateştir, ateşin gül bahçesi.
Neye baksam aynı şey neyi görsem aynı şey, Olan Sensin, hey gidi hakikat Sultanı hey.
Bu yük Senden ALLAH'ım (C.C.), çekeceğim naçarım, Senden Sana sığınır, Senden Sana kaçarım.
"ALLAH C.C. bir" demektense ecel teri dökerken, Ölüversem, beklenmez bir anda "ALLAH C.C. bir" derken.
Sana şah damarından daha da yakın ALLAH (C.C.), Günah mı dedin, Ondan uzağa düşmek günah.
Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten, Affet Senden habersiz aldığım her nefesten.
ALLAH (C.C.) dostunu gördüm bundan altı yıl evvel, Bir akşamdı ki, zaman donacak kadar güzel,
Bana yakan gözlerle bir kerecik baktınız, Ruhuma, büyük temel çivisi çaktınız.
Düşünüyorum O'ndan evvel zaman varmıydı? Hakikatler boşluğa bakan aynalarmıydı?
O ALLAH'ın (C.C.) emriyle kâinat Efendisi (SAV), Varlığın tacı, varlık nurunun ta kendisi.
Müjdecim, kurtarıcım, Efendim, Peygamberim, Sana uymayan ölçü hayat olsa teperim.
Gözüm, aklım, fikrim var deme, hepsini öldür, Sana göl gibi gelen, O göl diyorsa göldür.
Eklense de başıma dünyada kaç baş varsa, Başım onlarım hepsi içinsecdeye varsa.
O yüz, her hattı tevhid kaleminden bir satır, O yüz ki göz değince ALLAH'ı (C.C.) hatırlatır.
Sual: Ey veli, insan nasıl olmalı söyle, Cevap: son anda nasıl olacaksa, hep öyle.
Biri aşk, biri nefret, bizim kanadımız çift, Ateş saçmalı ki Nûr, erisin kapkara zift.
Büyük Randevu, bilsem nerede saat kaçta, Tabutumun tahtası bilsem hangi ağaçta.
Hasis sarraf, kendine bir başka kese diktir, mezarda geçer akça, neyse onu biriktir.
Dostlarım ev, eşyamdı, birbir gitti diyorum, Artık boş odalarda ölümü bekliyorum.
Bu dünyada renk, nakış, lezzet, ne varsa küsüm, Gözümde son marifet, Azrail'e (A.S.) tebessüm.
Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var, Oh ne güzel bayramda tahta ata binmek var.
O demde ki perdeler kalkar, perdeler iner, Azrail'e (A.S.) "hoş geldin" diyebilmekte hüner.
Öleceğiz, müjdeler olsun, müjdeler olsun, Ölümüde öldüren Rabb'e secdeler olsun.
Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber, Hiç güzel olmasaydı, ölürmüydü Peygamber (SAV) ?
Derleme Alıntıdır.
Üstad'dan Aşk (N. Fazıl'dan)
Tam otuz yıl saatim işlemiş be durmuşum, gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.
Diyorlar Bana, kalsın şiirde sözde yerde , Sen araştır, göklere çıkan merdiven nerde.
Anladım işi; San'at ALLAH'ı aramakmış, Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.
Zehirle pişmiş aşı yemeye kimler gelir? Dilsizce, yalnız ALLAH (C.C.) demeye kimler gelir?
Seni aramam için beni uzağa attın, Alemi benim, beni Kendin için yarattın.
Tel tel iplik iplikte dikseler ağzımı, Tek ses duysalar; ALLAH (C.C.) yoklayanlar nabzımı.
Tutuşturanlar, lûgat kitabını elime, Bilsin; ALLAH'tan (C.C.) başka bilmiyorum kelime.
Ellerime uzanan dudakları tepeyim, ALLAH (C.C.) diyen gel seni ayağından öpeyim.
Ne var ki pazarlığa girişecek ecelle, sermayem tek kelime ALLAH (C.C.) Azze ve Celle.
Güzel ALLAH'ım (C.C.), Senden ne gelecekse gelsin, Sen ki Rahmetinle de Kahrınla da güzelsin.
Neye yaklaşsam, sonu uzaklık ve kırgınlık, Anlaki yok ALLAH'tan (C.C.) başkasıyla yakınlık.
Kudret O'nun, gayrında ne mecal var ne tüvan, Alim ilmine yansın, pazusuna pehlivan.
Rabbim, Rabbim, bu işin bildim neymiş türkçesi, Senin aşkın ateştir, ateşin gül bahçesi.
Neye baksam aynı şey neyi görsem aynı şey, Olan Sensin, hey gidi hakikat Sultanı hey.
Bu yük Senden ALLAH'ım (C.C.), çekeceğim naçarım, Senden Sana sığınır, Senden Sana kaçarım.
"ALLAH C.C. bir" demektense ecel teri dökerken, Ölüversem, beklenmez bir anda "ALLAH C.C. bir" derken.
Sana şah damarından daha da yakın ALLAH (C.C.), Günah mı dedin, Ondan uzağa düşmek günah.
Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten, Affet Senden habersiz aldığım her nefesten.
ALLAH (C.C.) dostunu gördüm bundan altı yıl evvel, Bir akşamdı ki, zaman donacak kadar güzel,
Bana yakan gözlerle bir kerecik baktınız, Ruhuma, büyük temel çivisi çaktınız.
Düşünüyorum O'ndan evvel zaman varmıydı? Hakikatler boşluğa bakan aynalarmıydı?
O ALLAH'ın (C.C.) emriyle kâinat Efendisi (SAV), Varlığın tacı, varlık nurunun ta kendisi.
Müjdecim, kurtarıcım, Efendim, Peygamberim, Sana uymayan ölçü hayat olsa teperim.
Gözüm, aklım, fikrim var deme, hepsini öldür, Sana göl gibi gelen, O göl diyorsa göldür.
Eklense de başıma dünyada kaç baş varsa, Başım onlarım hepsi içinsecdeye varsa.
O yüz, her hattı tevhid kaleminden bir satır, O yüz ki göz değince ALLAH'ı (C.C.) hatırlatır.
Sual: Ey veli, insan nasıl olmalı söyle, Cevap: son anda nasıl olacaksa, hep öyle.
Biri aşk, biri nefret, bizim kanadımız çift, Ateş saçmalı ki Nûr, erisin kapkara zift.
Büyük Randevu, bilsem nerede saat kaçta, Tabutumun tahtası bilsem hangi ağaçta.
Hasis sarraf, kendine bir başka kese diktir, mezarda geçer akça, neyse onu biriktir.
Dostlarım ev, eşyamdı, birbir gitti diyorum, Artık boş odalarda ölümü bekliyorum.
Bu dünyada renk, nakış, lezzet, ne varsa küsüm, Gözümde son marifet, Azrail'e (A.S.) tebessüm.
Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var, Oh ne güzel bayramda tahta ata binmek var.
O demde ki perdeler kalkar, perdeler iner, Azrail'e (A.S.) "hoş geldin" diyebilmekte hüner.
Öleceğiz, müjdeler olsun, müjdeler olsun, Ölümüde öldüren Rabb'e secdeler olsun.
Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber, Hiç güzel olmasaydı, ölürmüydü Peygamber (SAV) ?
Derleme Alıntıdır.
Etiketler:
Allah,
Allah.cc,
aşk,
aşk şiirleri,
HAYAT,
necip fazıl,
necip fazıl kısakürek,
nfk
8 Mayıs 2009 Cuma
Akrostiş
AKROSTİŞ
İhtilal acentası...
Solun tam da ortası.
Moskof ’un oltası..
Eli, zulüm muştası.
Tek ümidi, cuntası
İnkılap, avantası...
Nemrut, onun atası...
Ölüm yolu, rotası..
Namlı servet çantası..
Ünlü küfür softası..
Necip Fazıl Kısakürek(1968)
İhtilal acentası...
Solun tam da ortası.
Moskof ’un oltası..
Eli, zulüm muştası.
Tek ümidi, cuntası
İnkılap, avantası...
Nemrut, onun atası...
Ölüm yolu, rotası..
Namlı servet çantası..
Ünlü küfür softası..
Necip Fazıl Kısakürek(1968)
Etiketler:
akrostiş,
HAYAT,
inönü,
ismet inönü,
ismet inönü şiiri,
ismet inönü şiirleri,
n-f-k,
necip fazıl,
necip fazıl kısakürek,
nfk
7 Mayıs 2009 Perşembe
Gençliğe Hitabe
Etiketler:
büyük doğu,
gençliğe hitabe,
HAYAT,
n-f-k,
necip fazıl,
necip fazıl kısakürek,
nfk
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)